Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez.
Her varlığın bir niteliği, bir yapısı vardır. Gülü, ancak gül ağacından
alabilirsin. Bir çalının gül açması mümkün değildir. Çünkü tabiatına aykırıdır.
Bunun gibi cahil kimselere de bir söz anlatmak hemen hemen mümkün değildir.
Çünkü cahil kimsenin kavrayışı kıttır, ayrıca inatçıdır ve bildiğinden de
şaşmaz. Dolayısıyla onu yola getirmek, ondan olumlu davranışlar beklemek son
derece zordur; ona ne söylerseniz boşa gider.
Mal bulunur, can bulunmaz.
Mal ve mülk kazanmakla elde edilir. Bugün kaybeden, yarın gayretli çalışması
sonucu yine bulabilir. Ama can öyle mi ya? Canını kaybeden onu bir daha elde
edemez. Bu bakımdan insan canının kıymetini bilmeli, onu tehlikeye atmamalı.
Unutmamalıdır ki, ancak sağlığı yerinde olan insan mal kazanabilir.
Mal canın yongasıdır.
İnsan, malına gelen zarardan, canına gelmişçesine acı duyar. Çünkü onu
kazanırken çok uğraşmış, canını dişine takmış, didinip durmuş ve mal sanki onun
bir organı gibi olmuştur.
CESARET
Cesurun bakışı, korkağın kılıcından keskindir.
Kimi cesur insanlar kararlıdır, mertlikleri ve azimleri yüzlerinden okunur. Yüz
ifadeleriyle hasımlarını yıldırabilirler. Korkak insanlarda ise yürek gücü
yoktur. Bu güç olmadığından ötürü kılıcı gerektiği gibi kullanamazlar,
dolayısıyla kılıçları keskin de olsa bir işe yaramaz.
Cennetin kapısını cömertler açar.
Cömert kimse, para ve malını esirgemeden veren, eli açık olan, yardım seven,
muhtaç kimseleri gözeten kimsedir. İslâm dini böyle kimseleri över ve onları
cömert olmaya davet eder. Eğer böyle davranırlarsa; yetime, kimsesize, yolda
kalmışa, düşküne yardım ederlerse sevap işleyecekler ve öbür dünyada
yaptıklarının karşılığını kat kat fazlasıyla göreceklerdir.
Er ekmeği er kursağında kalmaz.
Mert, cömert olan insanlar gördükleri iyiliği unutmazlar; bunun karşılığını
mutlaka bir gün öderler.
ÇABALAMA
Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir.
Kiminin gücü az, kiminin yeteneği sınırlıdır. Allah, bu insanlara da durumlarına
göre imkânlar verir; kolaylıklar gösterir; onların da bir hayat düzeni
kurmalarına, geçim yolu bulup barınmalarına yardım eder.
ÇALIŞKANLIK
Emeksiz yemek olmaz. Çalışmayan, bir uğraş vermeyen, alın teri dökmeyen kişi
verim elde edemez.
Olsa ile bulsayı ekmişler, hiç bitmiş (yel ile yuf bitmiş).
İnsan başarılı sonuca boş söz ve hayalle değil, çalışarak ulaşır ancak. Bu
sebeple “bu iş böyle, şu iş şöyle olsa, şu şartlar yerine gelse” gibi sözler
sarf etmekle insanın eline bir şey geçmez. İnsan bir şey kazanmak istiyorsa
hareket etmeli, çalışıp çabalamalıdır.
Lokma çiğnenmeden yutulmaz.
Her iş bir emekle yapılır. Emek, çaba ve diğer yardımcı güçleri sarf etmeden bir
şey elde edilemez. Alın teri dökülmeden kazanılan şeyden hayır gelmez. Nasıl ki
çiğnemeden yuttuğumuz şey midemize zarar veriyorsa, emek vermeden elde ettiğimiz
şey de bize zarar verir; çünkü helâl değil, haramdır. O hâlde bir şey elde etmek
istiyorsak çalışmak, alın teri dökmek ve emek vermek zorundayız.
Kazanmayanın kazanı kaynamaz.
Yiyip içmek, geçimini temin etmek isteyen insan çalışıp kazanç sağlamak
zorundadır. Kazancı olmayan insanın geçinmesi mümkün değildir.
İş insanın aynasıdır.
Bir kişi hakkında yargıya varmak, nasıl bir kişi olduğunu öğrenmek mi
istiyorsunuz? O hâlde onun yaptığı işe bakınız. Çünkü yaptığı o iş, onun ne
kadar sorumlu, bilgili ve yetenekli olduğunu açığa çıkarır.
İşleyen demir ışıldar (pas tutmaz).
Durağan durumdan hareketli duruma geçmek ve çalışmak, insandaki hantallığı,
isteksizliği ve uyuşukluğu söküp atar; onu canlı, yetenekli ve verimli kılar.
Ruhen ve bedenen güçlendirdiği gibi, maddî yönden de kazançlı yapar.
Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp.
İnsanın kusur ve eksiği, ahlâkî yönü varlıkla belirlenemez. Bu bakımdan yoksul
olması, geçimini sağlamakta güçlük çekmesi utanılacak bir durum değildir. Asıl
utanılacak durum ve davranış, gücü varken tembellik edip çalışmamak ve yoksul
düşmektir.
Er olan ekmeğini taştan çıkarır.
Çalışkan, namuslu, gücüne ve kendine güvenen kişi aç kalmaz; başkasına muhtaç
olmamak için en zor işlerde bile çalışır, her zorluğa katlanır, rızkını arayıp
bulur.
Akar su çukurunu kendi kazar.
Azimli olan, bir şey yapma isteği ve gücünü taşıyan, gayretli ve atak kimseler
zorluklara boyun eğmezler; amaçlarını gerçekleştirmek için imkân ararlar,
yollarını ne yapıp edip bulurlar.
Boynuz kulağı geçer (Boynuz kulaktan sonra çıkar ama kulağı
geçer).
Eğitime sonradan da başlasa kimi yetenekli, becerikli, öğrenme ve kavrama gücü
gelişkin olan çırak veya öğrenci, ustasından ya da öğreticisinden daha ileri
gidebilir; onlardan daha başarılı olabilir.
Bilmemek ayıp değil, sormamak (öğrenmemek) ayıp.
İnsan hayatı için bilgi oldukça önemlidir. Ne ki insan her şeyi bilmez.
Bilmesine de imkân yoktur. İnsanın her şeyi bilmemesi doğaldır. Bunun utanılacak
bir yanı da yoktur. Ancak imkân varken bilmediklerini sorup öğrenmemesi,
biliyorum tavrıyla bir işe girişmesi son derece sakıncalıdır ve kusurludur.
Çünkü yanlış bir yola saparak hem kendine, hem de başkalarına zarar verebilir.
Açık ağız aç kalmaz.
Çalışan, didinen, ne istediğini bilen, bıkmadan usanmadan bunu dile getiren kişi
geçim yolunu bulur; muhtaç duruma düşmez, aç kalmaz.
Adamın iyisi iş başında belli olur.
İnsanı gösteren sözü değil, işidir. Bir insanın gerçek değeri; becerikli mi
beceriksiz mi, çalışkan mı tembel mi, başarılı mı başarısız mı, iyi mi kötü mü
olduğu yaptığı işlerle, çevresindekilere karşı takındığı tutumla ölçülür.
Akan su yosun (pislik) tutmaz.
Bilinen bir şey ki, devamlı akan su kendini ve yatağını temiz tutar; hareketsiz
ve birikinti hâlinde olan su da aksine mikrop ve pisliği bünyesinde taşır.
Denebilir ki hareketlilik, canlılık ve çalışkanlık insanı canlı ve üretken
yapar; iyimser kılar, kötülükten uzak tutar, düşkünlüğünü önler; böylece de o
insan hem kendine, hem de başkalarına yararlı olur.
Kele, köseden yardım gelmez.
Yardıma muhtaç olan kişi, ihtiyaç duyduğu şey konusunda kendi dururken başkasına
yardım edemez. Kendi derdine çare bulamamış, kendi işini halledememiş ki,
başkasına nasıl yardım etsin?
Denize düşen yılana sarılır.
Son derece tehlikeli bir durumla karşı karşıya gelen, çaresiz kalan, kurtuluş
için bir çıkar yol bulamayan kişi, bu kötü durumdan kurtulmak için her türlü
yola başvurur. Öyle ki, en tehlikeli şeylere bile sarılmaya çalışır, onlardan
yardım bekler. Çünkü hiçbir tutar seçeneği kalmamıştır.
ÇIKARCILIK
Şeytanın dostluğu darağacına kadardır.
Kimi insanlar vardır ki, tıpkı şeytan gibidirler. Kurnaz, düzenbaz, alçak ve
kötü niyetlidirler. Bunlar kimilerini çıkarları için türlü yollara iterler,
kandırıp yoldan çıkarırlar, tehlikeli işlere bulaştırırlar. Bütün bunları
yaparken kendisi ile beraber olduklarını söylerler ama belâ ve felâketlerle
karşılaştıklarında, ölümle burun buruna geldiklerinde onu hemen terk ederler.
Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.
Büyük çıkarlar beklenen yer için küçük fedakârlıklar yapılmalı, kimi sıkıntılara
girilmeli ve bundan kaçınılmamalıdır.
Düşenin dostu olmaz, hele bir yol düş de gör.
Zenginliğini, makamını, itibarını kaybeden ve bir felâketle karşılaşan kişinin
etrafında kimse kalmaz; iyi, güzel ve mutlu günlerin dostları birer birer
kaybolur; çünkü çıkar sağladıkları kaynak kurumuştur. Bunun böyle olduğunu ise,
ancak bu duruma düşen bilir.
Abdalın dostluğu köy görünceye kadar.
Çıkarı için yakınlık gösterip dostluk kuran kimse, beklediği yararı elde
ettikten, işini yürütecek başka yollar bulduktan sonra sizinle olan ilişkisini
keser.
Balın olsun tek, sinek Bağdat`tan gelir.
1. Yeter ki malın, mülkün ve paran olsun; ondan faydalanmak isteyen pek çok
kimse olduğuna, hatta bunlardan kimilerinin çok uzaklardan geldiğine bile şahit
olacaksın. 2. Kıymetli bir malın mı var? Kaygılanma, onun müşterisi eninde
sonunda mutlaka çıkıp gelir.
ÇİNGENE
Çingeneden çoban olmaz, Yahudi`den pehlivan.
Her kişinin ayrı bir karakteri vardır, soyu sopu farklıdır. Yetişmesi, bilgi ve
becerisi doğrultusunda yapacağı işleri de birbirine uymaz. Çobanlık öyle
sanıldığı gibi kolay bir iş değildir; önce sabır ve sorumluluk, sonra sözünde
durma ve bir yere bağlanıp kalmak ister. Çingenede ise bu hasletler bulunmaz,
bunun için de çobanlık yapamaz. Benzer şekilde, pehlivanlık da cesaret, yürek ve
mertlik ister. Oysa Yahudi tam tersine korkaktır, bu yüzden pehlivanlık yapamaz.
Çingeneye beylik vermişler, önce babasını asmış.
Sorumsuz, bayağı ve soysuz kimse eline bir yetki ya da imkân geçince mizacının
gereinyerine getirir. Öyle ki değil yabancılara, en yakınlarına bile kötülük
yapmaktan çekinmez. Ve işe başladığını böyle belli eder.
konu başlıklarına dön
ana sayfaya dön