Hacı hacı olmaz gitmekle Mekke`ye, dede dede olmaz gitmekle
tekkeye.
Bir işte asıl olan iyi niyet, samimiyet ve içtenliktir. Bunlar olmadan bir işi
görünüşte ve şeklen yapmakla o iş gerçekten yapılmış olmaz. Böyle yapılırsa
gerçekten iyi sonuç alınıp amaca ulaşılamaz.
Bir adamın adı çıkacağına canı çıksın.
Toplumun bir kişi hakkında verdiği yargı öyle kolay kolay değişmez. Toplum
kişiyi nasıl nitelemişse, kişi o niteliğiyle tanınır. Adı bir kere kötüye çıkan
kişi, iyi de olsa toplumun bu yargısının önüne geçemez. Adına sürülen bu leke
onun yakasını bırakmaz. Nereye gitse bu leke yüzüne vurulur, itilip kakılır,
sıkıntılar içinde kalır. Böyle yaşamak kişi için
ölmekten daha iyidir.
Kanaat gibi devlet olmaz.
Elindekinden hoşnut olan, onu yeter bulan, fazlasını istemeyen, ihtiras
beslemeyen kişi kolay doyuma ulaşır ve mutlu olur. Bundan ötürü de kolay kolay
yokluk çekmez, sıkıntıya düşmez.
Bir başa bir göz yeter.
Ne kadar çok malı olsa da insan yine de elde etmek ister, geleni geri çevirmek
istemez. Oysa insan hayatta ihtiraslı olmamalı, ihtiyacından fazlasını
düşünmemelidir. Kanaatkâr olan kimseler ihtiyaçları kadar olanı yeter görürler.
Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler.
Kişi işini gördürünceye kadar yardım beklediği kimseye dil döker, onu över, ne
kadar kötü de olsa onu göklere çıkarır. Ancak işini gördürdükten sonra bu tavrı
birdenbire değişir. Karşısındaki kimse, sanki o övdüğü kimse değildir. Kuşkusuz
bu tavır iki yüzlü kimselerin tavrıdır ki namuslu insanlar bundan uzaktırlar.
İki karpuz bir koltuğa sığmaz.
Kimisi, önemi büyük birkaç işi bir arada yapmaya kalkışır. Bu ise çok zor ve
sakıncalıdır. Çünkü gücü ve dikkati dağıtır. Buna aldırmayanlar çoklukla yapmaya
kalkıştıkları işleri sekteye uğratırlar.
Cahile söz anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur.
Cahil kişi, okuyup öğrenim görmemiş, bilgisiz ve deneyimsiz kimsedir. Bu
bakımdan söylenen bir sözün ne maksatla söylendiğini, hangi anlama geldiğini
kavramakta zorluk çeker. O ne biliyorsa, doğru onlardır. Ne kadar uğraşırsanız
uğraşın kendi doğrularından başka bir doğru kabul etmez. Öyle de inatçıdır ki
deve nasıl hendek atlamamak için direniyorsa, o da görüşünden vazgeçmemek için
direnip durur.
İki at bir kazığa bağlanmaz.
Kendi başına buyruk, kimseden izin almaksızın dilediği gibi davranan iki kişi,
aynı iş üzerinde görevlendirilip çalıştırılamaz. Her an aralarında anlaşmazlığın
çıkması, bunun da kavgaya dönüşmesi kaçınılmazdır.
İki baş bir kazanda kaynamaz.
Fikirleri, eğilimleri ve davranışları birbirinden farklı olan iki kişi belli bir
konuda, bir iş üzerinde uyuşamazlar; görüş ayrılıkları yüzünden ortaya bir şey
çıkaramazlar.
İki cambaz bir ipte oynamaz.
Kurnazlıkta eşit olan iki kimse bir iş üzerinde birlikte çalışamazlar;
birbirlerini aldatmak, saf dışı bırakmak için uğraşırlar. Bunda ısrarlı
olmaları, her ikisini de daha tehlikeli bir duruma iter.
Çivi çıkar ama yeri kalır.
Birine yaptığımız kötülüğü ne denli gidermeye çalışırsak çalışalım, yeni de o
kötülüğün bir izi ve hatırası kalır. Bunun için kimseyi incitmemeye, kırmamaya
gayret edelim.
Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar söyleşe söyleşe (
konuşa konuşa) anlaşır.
İnsanlar konuşarak birbirlerini daha iyi anlarlar. Çünkü konuşma, anlaşma
yollarının başında gelir. İnsanlar duygu ve düşüncelerini konuşarak karşı tarafa
aktarırlar, tartışırlar ve birbirlerini tanımaya çalışırlar.
Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.
İnsanlar gezen, dolaşan, hareket eden varlıklardır. Bir yerden kalkıp başka bir
yere gidebilirler. Arkadaşlar, dostlar, tanıdıklar birbirlerinden ne kadar
uzakta olurlarsa olsunlar, günün birinde, bir yerde karşılaşabilirler; hatta hiç
karşılaşmayacaklarını sanan insanlar dahi birbirlerine kavuşabilirler.
Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
Yaşanılmış, erişilmiş, alışılmış bir durum veya makam yitirildikten sonra, yine
o durum veya makamda gözü kalır insanın. Kişinin bu tutkusu ihtiyarlık, hatta
ölüm hâlinde bile devam eder.
İSTEKSİZLİK
Gönülsüz namaz göğe (göklere) ağmaz (Gönülsüz davara giden köpekten hayır
gelmez).
İçten gelen bir istekle kılınmayan namazın kabul olunacağı her zaman şüphe
götürür. Benzer şekilde içten gelen bir heves ve şevkle yapılmayan işten de
hayır gelmez. İnsanlara zor kullanarak yaptırılan işlerden verim alınamaz. Verim
ancak sevilerek, zevk alınarak yapılan, işlerden umulabilinir.
Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır, ya baş.
İstenmeden, zorla yenen yemek insana nasıl dokunup zarar verirse (sindirim
sistemini bozma, bulantı ve kusma yapma), zorla ve istenmeden yapılan iş de
benzer bir şekilde kötü ve hayırsız bir sonuç verir.
İYİ DÜŞÜNME
İki ölç, bir biç.
Hangi iş olursa olsun, bir işe kalkışmadan önce işin ayrıntıları iyice
düşünülmeli; boyutları gözden geçirilmeli; nasıl başlanıp nasıl gelişeceği ve
nasıl sonuçlanacağı, ne alıp ne götüreceği dikkatle hesaplanmalı ve daha sonra
işe başlanmalıdır.
İYİLİK
Sana taşla vurana, sen aşla vur (dokun).
Sana sert, kaba, acımasız davranana, sen yumuşak davran; o incitiyorsa, sen
incitme; kötülük ediyorsa, sen iyilik et.
Herkes ne ederse kendine eder.
Kişi çevresine nasıl davranırsa, çevresi de ona benzer şekilde davranır. İyilik
eden iyilikle, kötülük eden kötülükle karşılaşır. Kişi, muhatap olduğu
davranışların sorumlusudur.
Kalaylı bakır küflenmez.
Saf, temiz, dürüst ve namuslu kimseye kimse kara çalamaz; onun şahsiyetine kimse
leke süremez.
İyilik eden iyilik bulur.
Bir karşılık beklemeden yardım yapan, kayıran, yardımcı olan, yararlı işlerde
bulunan kimse, hemen herkes tarafından sevilir. Günü geldiğinde iyilik görenler,
bunun karşılığını ona iyilik yaparak öderler.
İyilik et, denize at, balık bilmezse Hâlik bilir.
Yaptığın iyiliklerden karşılık bekleme; yaptığın iyilik boşa çıksa da kıymeti
bilinmese de sen iyilik yapmaya devam et. Bunu Yüce Allah görür. Bu
davranışından ötürü seni bu dünyada olmasa bile öbür dünyada mutlaka
ödüllendirir. Hem
de kat kat fazlasıyla.
İyilik (muhabbet) iki baştan.
Gerek iş, gerek evlilik, gerekse herhangi bir konuda iki kişi arasında kurulacak
sağlıklı bir ilişkide yalnız birinin iyi davranış göstermesi yeterli değildir.
Ötekinin de iyi davranış sergilemesi zorunludur. Tek taraflı iyilik bir yere
kadardır.
İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
İyilik yapan bir kişiye iyilik yapmak kolaydır. Doğal olan bu tavrı hemen herkes
gösterebilir. Önemli olan kötülüğü dokunan birine iyilik edebilmektir ki, bunu
herkes yapamaz. Bunu ancak mert, faziletli ve olgun kimseler başarabilir.
Herkesin ettiği yoluna gelir.
Bir kimse başkasına nasıl davranıyorsa, başkaları da ona öylece karşılık
verirler. İyilik eden iyilik, kötülük eden de kötülük görür.
Hayır dile
komşuna, hayır gele başına.
Kim başkaları için iyi niyet besler, iyilik diler, hayır isterse, başkaları da
onun için aynı şeyleri düşünür. Kural o ki, iyilik ve kötülük karşılıklıdır.
İyilik isteyen iyilik bulur, kötülük isteyen de kötülük.
konu başlıklarına dön