Sabır acı ise de (acıdır) meyvesi tatlıdır.
Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların
geçmesini bekleme erdemi gösteren ve direnen kişi, sonunda kârlı çıkar. Çünkü
Yüce Allah, sabredenlerle beraberdir; onları sabırları karşılığında mutlaka
mükâfatlandıracaktır.
Sabreden derviş, muradına ermiş.
Hiç kimse amacına öyle birdenbire ve kolayca ulaşamaz. İnsanın karşısına pek çok
engel çıkabilir, uzun zaman beklemesi gerekebilir, başına türlü hâller
gelebilir; işte bütün bunlara sabreden, direnişini yılmadan sürdüren kişi
istediğine kovuşup ulaşabilir.
Sabreyle işine, hayır gelsin başına.
Bir iş yapmaya giriştiğinde karşına çıkan zorluklar sebebiyle kızıp öfkeye
kapılmaz, acele edip gevşemez, azmini yitirmezsen başarı da, hayırlı sonuç da
senin olur.
Sabrın sonu selâmettir.
Olan veya olacak tüm zorluklara göğüs geren, telâş ve öfkeye kapılmadan başına
gelen felâketlerin geçmesini bekleyen, ses çıkarmadan bunları aşma erdemi
gösteren kimse, sonunda esenliğe erecektir.
Beterin beteri vardır.
Kötü bir duruma düştüğümüzde, bir belâ ile karşılaştığımızda bundan kötüsü de
olamaz diye düşünmemeli; daha da kötüsünün olabileceğini aklımızdan çıkarmadan
gereken sabrı göstermeli, Allah`a sığınmalıyız.
Başa gelen çekilir.
Ne kadar istersek isteyelim kimi felâketleri, kötü durumları önleyemeyiz;
üstümüze çöken acılara katlanmaktan başka bir şey gelmez elimizden. Bu durumda
yapılacak tek şey sabırlı olmak, sıkıntılara katlanmayı bilmektir.
Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık.
Telâşla, sabırsızca ve ivedilikle yapılan işler genellikle kötü sonuçlar
doğurur; kişiyi pişmanlığın içine iter.
Allah sabırlı kulunu sever.
Acı, yoksulluk, haksızlık ve hastalık gibi üzücü durumlar karşısında ses
çıkarmadan, olacak veya gelecek bir şeyi telâşa kapılmadan bekleme erdemidir
sabır. Bu, insanın sahip olabileceği en değerli huylardandır. Böyle kimseler
dayanıklı olur, güçlüklere göğüs gerer, kötülükleri kolay savar, sıkıntıları
çabuk atlatır. Cenab-ı Hak da böyle kullarını sever. Öyleyse bu sevgiye lâyık
olmak için sabırlı olmaya gayret etmeli insan.
Acele ile menzil alınmaz.
Telâşlanıp ivmekle, sabırsız davranmakla daha çabuk sonuç alacağımız, başarı
kazanacağımız sanılmamalıdır. Bilinmelidir ki her işin bir süresi vardır.
Acele işe şeytan karışır.
Düşünüp taşınmadan, çabuk davranılarak yapılan işten iyi sonuç beklenmemelidir;
o iş ya yanlış ya da bozuk olur.
Sabır acı ise de (acıdır) meyvesi tatlıdır.
Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların
geçmesini bekleme erdemi gösteren ve direnen kişi, sonunda kârlı çıkar. Çünkü
Yüce Allah, sabredenlerle beraberdir; onları sabırları karşılığında mutlaka
mükâfatlandıracaktır.
Sabreden derviş, muradına ermiş.
Hiç kimse amacına öyle birdenbire ve kolayca ulaşamaz. İnsanın karşısına pek çok
engel çıkabilir, uzun zaman beklemesi gerekebilir, başına türlü hâller
gelebilir; işte bütün bunlara sabreden, direnişini yılmadan sürdüren kişi
istediğine kovuşup ulaşabilir.
Sabreyle işine, hayır gelsin başına.
Bir iş yapmaya giriştiğinde karşına çıkan zorluklar sebebiyle kızıp öfkeye
kapılmaz, acele edip gevşemez, azmini yitirmezsen başarı da, hayırlı sonuç da
senin olur.
Sabrın sonu selâmettir.
Olan veya olacak tüm zorluklara göğüs geren, telâş ve öfkeye kapılmadan başına
gelen felâketlerin geçmesini bekleyen, ses çıkarmadan bunları aşma erdemi
gösteren kimse, sonunda esenliğe erecektir.
Beterin beteri vardır.
Kötü bir duruma düştüğümüzde, bir belâ ile karşılaştığımızda bundan kötüsü de
olamaz diye düşünmemeli; daha da kötüsünün olabileceğini aklımızdan çıkarmadan
gereken sabrı göstermeli, Allah`a sığınmalıyız.
Başa gelen çekilir.
Ne kadar istersek isteyelim kimi felâketleri, kötü durumları önleyemeyiz;
üstümüze çöken acılara katlanmaktan başka bir şey gelmez elimizden. Bu durumda
yapılacak tek şey sabırlı olmak, sıkıntılara katlanmayı bilmektir.
Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık.
Telâşla, sabırsızca ve ivedilikle yapılan işler genellikle kötü sonuçlar
doğurur; kişiyi pişmanlığın içine iter.
Allah sabırlı kulunu sever.
Acı, yoksulluk, haksızlık ve hastalık gibi üzücü durumlar karşısında ses
çıkarmadan, olacak veya gelecek bir şeyi telâşa kapılmadan bekleme erdemidir
sabır. Bu, insanın sahip olabileceği en değerli huylardandır. Böyle kimseler
dayanıklı olur, güçlüklere göğüs gerer, kötülükleri kolay savar, sıkıntıları
çabuk atlatır. Cenab-ı Hak da böyle kullarını sever. Öyleyse bu sevgiye lâyık
olmak için sabırlı olmaya gayret etmeli insan.
Acele ile menzil alınmaz.
Telâşlanıp ivmekle, sabırsız davranmakla daha çabuk sonuç alacağımız, başarı
kazanacağımız sanılmamalıdır. Bilinmelidir ki her işin bir süresi vardır.
Acele işe şeytan karışır.
Düşünüp taşınmadan, çabuk davranılarak yapılan işten iyi sonuç beklenmemelidir;
o iş ya yanlış ya da bozuk olur.
Köpek ekmek veren kapıyı tanır.
Şurası unutulmamalıdır ki, köpek bile kendisini besleyen yeri bilir; o yerin
insanına karşı bunu iyi davranışlarıyla belli eder. O hâlde insan bunu görmeli
ve bunun çok ötesinde olmalıdır. Kendisine iyilik eden, yardımcı olan kimselere
karşı gerekli saygıyı göstermeli, nankörlük etmemeli ve kendisine uzanan
şefkatli elleri unutmamalıdır.
Köpek sahibini ısırmaz.
Köpek bile kendisini besleyen, kendisini koruyan sahibine saygılı davranır.
Peki, kişi ne kadar kötü olursa olsun iyilik gördüğü, geçimini sağladığı yere
nasıl kötülük edecektir? O da nankörce davranıp zarar veremez.
Sağlık, varlıktan yeğdir.
Vücudun hasta olmaması, vücut esenliği her şeyden önemlidir. Çünkü bir şeyin
tadını alabilmek, bir şeyden gerektiği gibi yararlanabilmek için sağlıklı olmak
şarttır. Her şeyiniz var, ama ondan istifade edecek durumunuz yok. Neye yarar?
Her işin başı sağlık.
İnsanın yapacağı her şey vücut sağlığına bağlıdır. Sağlıklı olmayan kimse hiçbir
iş yapamaz. Bir iş yapamayan, başarılı olamayan kimse de yaşadığı hayattan bir
tat almaz; mutlu olamaz.
Hastalık sağlık bizim (insan) için.
Sağlıklı bir insan organizmasında birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla
fizyolojik görevlerin aksaması, dolayısıyla sağlığın bozulması son derece
tabiîdir. Bu sebeple, hasta olmamak için önceden tedbir almalı, her halükârda
hastalığa yakalanırsa da bunu büyütmemeli insan.
Güneş girmeyen eve doktor girer.
Güneşin insan sağlığı açısından önemi tartışma götürmez. Güneşin girmediği
yerlerde mikropların daha çabuk çoğaldığı, güneş yüzü görmeyen insanların da
daha çabuk soluklaştığı bilinen gerçeklerdendir. Güneş birçok hastalığa iyi
gelirken, sağlığın da baş koruyuculuğunu yapar. Görülüyor ki güneşli evde
hastalık olmaz
SAMİMİYET
Hacı hacı olmaz gitmekle Mekke`ye, dede dede olmaz gitmekle tekkeye.
Bir işte asıl olan iyi niyet, samimiyet ve içtenliktir. Bunlar olmadan bir işi
görünüşte ve şeklen yapmakla o iş gerçekten yapılmış olmaz. Böyle yapılırsa
gerçekten iyi sonuç alınıp amaca ulaşılamaz.
Sanat altın bileziktir.
Bir kenarda saklanan altın, günü gelince bozdurulup kullanılır. Sanat da altın
bilezik gibidir. Günü gelir gerekli olur. Bir sanata sahip kimse, sanatını
uygulama alanına sokarak ondan geçimi için kazanç sağlar, yararlanır.
Dolayısıyla sanat, altın gibi değerini hiçbir zaman kaybetmez.
Bol bol yiyen, bel bel bakar.
Bugünün yarını da vardır. Savurganlık yapıp elindekini bol bol harcayan,
düşünceli davranıp ilerisi için bir şey bırakmayan kimse, yarın geçimini temin
edecek bir şey bulamaz. Başkalarına muhtaç olur, onun bunun eline bakar.
Ağır taş batman döver (yerinden oynamaz).
Tutarlı, ölçülü, ağırbaşlı, temkinli kimselerin toplumda etkin bir yerleri,
ayrıcalıklı bir kişilikleri vardır. Bu ayrıcalıkları sebebiyle onlara kolay
kolay kimse ilişmeye cesaret edemez, onları hırpalamaya öyle herkesin gücü
yetmez, dolayısıyla ister istemez saygı görür ve yerlerini korurlar.
Bir selâm bin hatır yapar.
Dinimizin bir emri olan selâm, bir bilgi ve sevgi belirtisidir. Dolayısıyla
gönül kazanmanın önemli bir anahtarıdır. Yakınlarımıza, arkadaşlarımıza, hatta
yabancılara bile vereceğimiz selâm onlarla aramızda bir yakınlığın doğmasına yol
açar; gönülleri birbirine yaklaştırır. Bu sebeple selâmlaşmayı ihmal etmemek
gereklidir.
SERVET
Varsa (var mı) pulun, herkes kulun; yoksa (yok mu) pulun,
dardır yolun (Paran varsa, cümle âlem kulun; paran yoksa, tımarhane yolun).
Varlık, zenginlik, mal-mülk herkesi kendine çeker. Bunları kim elinde tutuyorsa,
insanlar onun etrafında pervane olur, herkes ona yaklaşır, hizmet eder, saygı
gösterir, emrine koşar. Yoksul kişide ise ne para pul, ne de mal-mülk vardır. Bu
sebeple onların yüzüne kimse bakmaz; ömürlerini sıkıntı, darlık ve yokluk içinde
geçirirler. Hatta kimi zaman çektikleri bu sıkıntılar yüzünden bunalıp deli bile
olabilirler.
Var varlatır, yok söyletir.
Para parayı çeker; varlıklı kişiler, paralarını kullanarak daha çok kazanır,
varlıklarına varlık katarlar. Bu varlıkları, onlara ayrıca yüksekten atma ve
övünme gücü de verir. Yoksul kişinin elinden ise sadece sızlanmak, yakınmak ve
dert yanmak gelir.
Su akarken testiyi doldurmalı.
İnsan eline geçen fırsatları değerlendirmeli, karşısına çıkan imkânlardan
yararlanmasını bilmeli, mümkün olduğunca mal-mülk edinmeli, geleceğini güvence
altına almalıdır. Çünkü her zaman uygun bir fırsat yakalaması mümkün
olmayacaktır.
Dünya malı dünyada kalır.
Mal, varlık, servet, insanın hoşuna gidecek durum ve şartların bütünü bu dünya
içindir. İnsan bunların hiçbirini öldükten sonra öbür dünyaya götürecek güçte
değildir. Öbür dünyaya götüreceği ise iyilik ya da kötülükleridir. Bu bakımdan
dünya malına fazla tamah etmemeli, kendisini sıkıntıya sokmamalı, gerek kendisi
ve gerekse başkaları için malını harcamaktan kaçınmamalıdır.
Dünya Sultan Süleyman`a bile kalmamış.
Peygamber Hz. Süleyman, aynı zamanda büyük ve zengin bir hükümdardı da. İnsan,
cin, hayvan ve rüzgâr bile Allah`ın izniyle onun hükmüne tâbi idi. Ancak o bile
bu eşsiz egemenliğine rağmen ölümden kurtulamadı, öbür dünyaya gitti. O hâlde
ibret alınmalı, bu dünyaya tamah edip bel bağlanmamalıdır.
SEVGİ
Gülü seven dikenine katlanır.
Seven kişi, sevdiği kimse veya sevdiği iş yüzünden başına gelecek sıkıntılara
ses çıkarmadan katlanır. Bilir ki, sevdiğini elde etmek için birçok güçlüğe
göğüs germek, fedakârlıkta bulunmak zorundadır.
Âşık âlemi kör, dört yanını duvar sanır.
Aşk duygusuyla dolup taşan kişi, bu derin sevginin etkisiyle ne yaptığını
bilemez; hoşa gitmeyecek davranışlarda bulunur, sanki bilincini kaybetmiş
gibidir; yapıp ettiklerini kimse bilmez, görmez ve söylediklerini kimse işitmez
sanır.
Kalp kalbe karşıdır.
Sevgi karşılıklıdır. Birinin hissettiğini diğeri de hisseder, birinin
düşündüğünü diğeri de düşünür. Zevk, alışkanlık, arzu ve isteklerde de birlik
mevcuttur.
Gönül ferman dinlemez.
Ne denli engel, ne denli yasak konursa konsun gönül sevdiğinden asla vazgeçmez.
Çünkü insanın gönlüne söz geçirmesi oldukça zordur.
SIKINTI
Borç uzayınca kalır, dert uzayınca alır.
Hemen her şeyin bir yapılma zamanı vardır. Borç da zamanında ödenmezse kişilerde
bir gevşeklik görülür, borçluluk duygusu zamanla azalır. Borç uzun süre ödenmez
olur, hatta hiç ödenmez bile. Dert de böyledir; zamanında önlem alınmaz ve
hastalık uzarsa, kişi sonunda güçsüz kalır; dayanma gücü kalmaz ve ölür.
Cefa çekmeyen sefanın kadrini bilmez.
Sürekli bolluk, rahatlık içinde yaşayan insanlar içinde bulundukları vefa ve
mutluluğun kıymetini bilmezler. Bunu doğal bir şeymiş gibi görürler. Nasıl
sağlıklı bir insan, hasta olmadan sağlığın kıymetini bilmezse, sefa içinde olan
da darlığa ve sıkıntıya düşmeden rahatlık, huzur ve mutluluğun kıymetini
bilemez.
Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez.
Sıkıntıda olan, dara düşen ve kendisine inanan insanları Yüce Allah darda
koymaz. Onlara en sıkışık anlarında yardım eder, yeter ki o kullar kötü yola
sapmadan sabrederek yollarına devam etsinler.
Çok arpa atı çatlatır.
At arpayı çok sever ama ölçüyü kaçırıp da gereğinden fazla yerse zararını hemen
görür. Bunun gibi her işte de bir ölçü vardır, ölçüyü kaçırıp işte aşırı gitmek
zararımıza olur.
Alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır.
İnsan hiçbir işinde aşırılığa kaçmamalı, orta bir yol izlemelidir. Gerek maddî,
gerekse manevî yönden kendisine en uygun olanı seçmelidir. Orta bir yol izlemeye
yanaşmayan insana hem çok düşük, hem de çok yüksek hayat biçimi zarar verir.
Çoğu zarar, azı karar.
Her şeyin bir ölçüsü ve bir sınırı vardır. Bunları ihlâl eden, aşan, aşırıya
kaçan insan zararla karşılaşır. Böyle bir sonuçla karşılaşmamak için en uygun
ölçü olan “karar” sınırında kalınmalı, öteye gidilmemelidir.
Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna.
Sır özeldir ve gizli tutulmalıdır. Onun gerçekten duyulup yayılması
istenmiyorsa, dosta bile açılmamalıdır. Açılırsa o da ağzından kaçırabilir ya da
yakınına anlatabilir, bunu başkaları duyabilir, saklamaya çalıştığın şey sır
olmaktan çıkar, yayılır.
Gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulamaz.
Gözü bir türlü doymayan, sürekli çıkarını düşünen, onun peşinde koşan ve bu
uğurda her türlü işe kalkışan kimse, yakasını tehlikelerden kurtaramaz; başına
türlü belâlar gelir.
Adamını yere bakanından, suyun ağır (sessiz) akanından kork (sakın).
Genellikle sessiz akan sular derin ve tehlikeli olurlar. Bir olay karşısında
duygu ve düşüncelerini açığa vurmayan, niyetini belli etmeyen, sessiz kalan
kimseler de ağır akan suya benzerler. Sinsidirler, içlerinde besledikleri
kötülükleri hissettirmezler, bu bakımından sakıncalıdırlar.
El için kuyu kazan, evvelâ kendi düşer.
Başkasının kötülüğünü düşünen, bunun için tuzaklar kuran kimse, kurduğu tuzağa
önce kendisi düşer, hiç kimsenin yaptığı kötülük yanına kalmaz, ona yarardan çok
zarar getirir.
Âdemoğlu (insanoğlu) çiğ süt emmiştir.
Başlangıcından bu yana nankörlük insanoğlunun değişmez bir sıfatı olagelmiştir.
Yapılan bir iyiliğe karşı, çokluk kötülükle cevap vermek, insanın atamadığı
huylarındandır. Sanki bu, insanda değişmez bir hâldir. Bu bakımdan insanoğlu
güvensizdir, ona karşı daima dikkatli olunmalıdır.
Ava giden avlanır.
Bir çıkar sağlamak için birilerine tuzak kuran, onları aldatan, onlara zarar
vermeye çalışan kimse, yapmaya çalıştığı kötülüğe kendisi düşer; zarara uğrar.
Ahmağa yüz, abdala söz vermeye gelmez.
Anlayışı kıt, beceriksiz, yüzsüz ve yılışık, çıkarcı kimselere gereksiz yere
yakınlık gösterilmemelidir. Yoksa bu yakınlığı kötüye kullanabilir. Yerli yersiz
karşınıza çıkıp sizi rahatsız ve huzursuz edebilir. Bu gibi kimselerle kurulacak
ilişkilerde dikkatli olunmalıdır.
Soran yanılmamış.
İnsanoğlu her şeyi bilemez. Pek çok bilgiye sahip olan kimsenin bile bilmediği
pek çok şey vardır. Bu sebeple bir işe girişmeden önce, yanılgıya düşmemek ve
yanlışa sapmamak için o iş konusunda birilerine soru sormak, onlardan bilgi
almak son derece gereklidir.
Sora sora Bağdat bulunur.
İnsan sora sora bilmediği işleri ve çok uzak yerleri bile öğrenip bulabilir.
SORUMLULUK
Fare (sıçan) deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış.
1. Yapamayacağı kadar ağır bir iş varken başka bir iş daha yüklenmek son derece
sakıncalıdır. İnsan önce kendi işini yapıp düzlüğe çıkmalı, daha sonra
başkalarının yükünü omuzlamayı düşünmelidir. 2. Kendisi sığıntı durumunda iken
yanına bir kişi daha almak yanlış ve tutarsız bir davranıştır.
Hamala semeri yük değildir (olmaz).
İnsana kendi işi ağır gelmez. Çünkü üstlendiği iş ve sorumluluk yaşadığı hayatın
tabiî bir sonucudur.
Kendi düşen ağlamaz.
Girdiği bir işte kendi zararına kendi sebep olan bir kimsenin yakınmaya hakkı
yoktur. Çünkü bildiğini okumuş, istediği gibi davranmış, kimseyi dinlememiştir.
O hâlde kötü sonuca da katlanmalıdır.